SayıştaySayıştay Temyiz Kararı55625

Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar

Kurum / İdareYüksek Öğretim Kurumları
Daire5
Dosya No52998
Yılı2020
Dekana vekalet halinde dekanlık için belirlenen ödemelerin yapılması;

1- 119 sayılı İlamın 2. maddesiyle; … Üniversitesinde mevzuata aykırı şekilde vekaleten dekanlık görevi yürütenlere, vekalet ettikleri dönemde dekanlık için belirlenen ödemelerin yapıldığı gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir. {***Sorguda … TL kamu zararı hesap edilmesine karşın, İlamda; bu tutarın … TL’lik kısmı ile ilgili olarak; ahiz …’ten … TL’sinin 02.12.2021 tarihli ve 37452591 nolu banka dekontu ile, … TL’sinin ise 06.12.2021 tarihli ve 25122462 no’lu banka dekontu ile tahsil edildiğinden ilişilecek husus kalmadığına; … TL’sine ilişkin olarak; sorumlular tarafından yapılan açıklamalar yerinde görüldüğünden ve 06.04.2020 tarihli ve 3605 yevmiye numaralı ödeme emri belgesi yerine sehven 07.04.2020 tarihli ve 3607 yevmiye numaralı ödeme emri belgesinin ilişik tutulduğu ve yapılan ödemenin yasal düzenlemelere uygun olduğu anlaşıldığından, konu hakkında ilişilecek husus bulunmadığına karar verilmiş; (bu tutarların düşülmesi sonucu) geriye kalan tutar olan (kamu zararı tablosunda adı geçen diğer ahizleri ilgilendiren) … TL için ise işbu tazmin hükmü verilmiştir.***}

Sorumlu [(Ödeme Emri Belgesi Üzerinde İmzası Bulunan) Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz talep eden Dekan Yardımcısı …] (aynı ilam maddesi ile ilgili olarak temyiz talep eden diğer tüm sorumluların kendi gündem sıralarında görüşülen dosyalarındaki temyiz dilekçelerinde de tamamen aynı olmak üzere), temyiz dilekçesinde özetle; Sayıştay 1. Dairesinin 26.05.2022 tarihli ve 96 ilam (10870 karar) sayılı vekil dekanlarla ilgili mali haklardan yararlanmasının kamu zararı olmadığına dair emsal kararı doğrultusunda tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğini Kurulumuza ar etmiştir.

(Temyiz talep eden tüm sorumluların temyiz dilekçeleri için de geçerli) Başsavcılık mütalaasında özetle; 2547 saylı Yükseköğretim Kanununun 16 ncı maddesinde; fakültenin ve birimlerin temsilcisi olan dekanın, rektörün önereceği, üniversite içinden ve ya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçileceği ve normal usul ile atanacağı ve dekana göreve başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekalet edeceği, vekaletin 6 aydan fazla sürmesi halinde yeni bir dekan atanacağının belirtildiği, aynı Kanunun 20 nci maddesinde ise müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlemin dekanlarda olduğu gibi yapılacağının ifade edildiği, dekanlığa vekaleten yapılan atamaların, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 16 ncı maddesine uygu olarak profesör öğretim üyeleri arasından Rektörlüğün teklifi ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile yapıldığı ve ataması yapılan öğretim üyelerinin dekanlık görevine asaleten atamadaki akademik koşulları taşıdığının anlaşıldığı, yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve açıklamalar dikkate alındığından yapılan ödemelerin mevzuata uygun olduğunun düşünüldüğü mütalaa olunmuştur.

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Dekan” başlıklı 16 ncı maddesinin (a) fıkrasında:

“a. (Değişik: 14/4/1982 - 2653/2 md.) Atanması: Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.

Dekan kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi dekan yardımcısı olarak seçer. (Ek: 2/1/1990 - KHK - 398/2 md.; Değiştirilerek Kabul: 7/3/1990 - 3614/2 md.) Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli fakültenin dekanı tarafından dört dekan yardımcısı seçilebilir.

Dekan yardımcıları, dekanca en çok üç yıl için atanır.

Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.”

Denilmektedir.

Yukarıya alınan madde hükmüne göre dekanı “atamaya yetkili makam” Yükseköğretim Kurulu olup, atama işlemi maddede sayılan şartları taşıyanlar arasından “normal usul” ile gerçekleştirilmektedir. Maddenin devamında ise dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet edeceği, vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda yeni bir dekan atanacağı belirtilmektedir.

Kamu zararı tablosunda adı geçen öğretim üyelerinden …’ın Uygulamalı Bilimler Fakültesi, …’in Güzel Sanatlar Tasarım ve Mimarlık Fakültesi, …’ın İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, …’ın İletişim Fakültesi, …’in ise İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanlıkları için Rektör tarafından önerildikleri ve Yükseköğretim Kurulu tarafından da anılan dekanlık görevlerine vekaleten atanmışlardır.

Burada, öncelikle “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.” hükmünün, dekanlık kadrosunun dolu veya boş ayrımı olmaksızın her iki durumda da vekâleten atama işleminde uygulanması gereken kural olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Söz konusu hükümde, dekan yardımcılarının dekana vekâlet etmesi, dekanın “görevi başında olmadığı zaman” şartına bağlanmaktadır. Burada, bir kadronun boş olması haline (dekanlık/kadro) değil, o kadroda görev yapan bir kişinin (dekan/şahıs) görevinin başında olmadığı bir zaman dilimine işaret edilmiş, bir başka ifadeyle dekan yardımcısının dekana vekâlet etmesi ile dekanın görevi başında bulunamadığı zaman dilimi arasında bir illiyet bağı kurulmuştur.

Özetle, dekanlık görevine vekaleten atama, benzetme yoluyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki boş kadroya vekalet; 2547 sayılı Kanun’da yer alan; “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder.” hükmü de dolu kadrodaki geçici ayrılmalar nedeniyle vekalet olarak değerlendirilmelidir. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğünün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına hitaben yazdığı 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısında, benzetmiş olduğumuz dolu kadroya vekalet durumunda ödeme yapılıp yapılmayacağı açıklanmakta, söz konusu yazı boş kadroya vekalet durumunu ise kapsamamaktadır.

Kaldı ki, 2547 sayılı Kanunun amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde de; Kanunun 16 ncı maddesindeki düzenlemenin dekanlık kadrosunun geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğu ve boş bulunan kadroya vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir.

Olayın bu yönüyle, İlamdaki gibi boş olan dekanlık görevine dekan yardımcıları dışındaki ilgililerin görevlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla dekana yapılan ödemelerin bu kişilere yapılamayacağını söylemek, Kanun Koyucunun iradesini aşan bir değerlendirme olacaktır.

Ayrıca aynı ilgililer, var olan bir dekanın geçici olarak ayrılması dolayısıyla vekaleten atanmış olmadıklarından, mükerrer bir ödeme de söz konusu değildir. Bunun yanı sıra, 2547 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin (a) fıkrası uyarınca, dekanlık görevine sadece profesör olan öğretim üyeleri arasından atama yapılabilmektedir. Adı geçen ilgililer de profesör kadrosunda olup, dekanlık görevine asaleten atanması için aranan akademik koşulları da taşımaktadırlar.

Öte yandan, her ne kadar Rektör tarafından dekanlık için YÖK’e üç aday önerilmesi gerekirken, sadece bir kişi olarak adı geçen kişi önerilmiş ise de; 2547 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesinde yer alan; “Üniversite rektörleri, fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bunların yardımcıları ve bölüm başkanları, gerektiğinde bu Kanunda belirtilen süreleri dolmadan tayinlerindeki usule uygun olarak görevlerinden alınabilirler.” hükmü uyarınca Kanunda belirtilen süre dolmadan atamadaki usule uygun olarak görevden alma yetkisine sahip olan atamaya yetkili amirin, asaleten atamadaki usule uygun olarak vekaleten dekan atama yetkisine de sahip olduğu konusunda kuşku bulunmadığından; söz konusu işlemdeki usul eksikliği ilgililerin Dekan Vekili olarak atanmasına engel teşkil etmemektedir. Dekanlık görevi kadroya dayalı bir görev değildir, dekanlık kadrosu bulunmamaktadır. Dekan atamasında asil olarak atanma ile vekaleten atama arasında 3 yıllık atamanın getirdiği güvence dışında fark yoktur. Her iki halde de aynı görev aynı sorumluluk ve yetki çerçevesinde yapılmaktadır. Yukarıdaki maddeye göre süre dolmadan da yetkili makamca görevden alınabileceğinden; asil olarak atanma ile vekil olarak atanma arasında bu açıdan da fark yoktur.

Olayın diğer bir yönüyle, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Özlük hakları” başlıklı 62 nci maddesinde; bu Kanun’da belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, Üniversite Personel Kanunu’nda bulunmayan hususlar için ise genel hükümlerinin uygulanacağı, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Uygulanacak diğer kanun hükümleri” başlıklı 20 nci maddesinde ise; mezkûr Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmektedir.

Vekâleten atanma yöntemi ve vekâleten atanmaya bağlı ödemeler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile zam, tazminat, ek ödeme vb. konularını düzenleyen diğer kanunlarda yerini alınmıştır. 657 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayalı çıkarılan ikincil mevzuata uygun olarak vekâleten atanan personele söz konusu mevzuatta belirtilen ödemelerin yapılması gerekmektedir. Yine 657 sayılı Kanun’da vekâleten atamaların “kadro”ya yapılacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, vekâleten atamalarda mevzuatında tanımlanmış bir memuriyet kadrosu söz konusu olup, atanan kadronun dolu veya boş olmasına göre yapılacak ödemeler farklı şekillerde düzenlenmiştir.

2914 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun incelendiğinde ise 657 sayılı Kanun’da olduğu gibi vekâleten atama yönteminin/kurumunun düzenlenmediği görülmektedir. İster rektörlük isterse de dekanlık ve enstitü/yüksekokul müdürlükleri olsun yukarıda da değinildiği gibi kadro statülü olarak değil “görev” tanımlı olarak yapılan kamu hizmetleridir. Haliyle, 2914 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun’da, 657 sayılı Kanun’da olduğu gibi bir vekâleten atanma yönteminin/kurumunun düzenlenmediği açıktır. Bu durumda, kamu hizmetlerinin sürekliliği ilkesi gereği yapılan vekâleten dekan atamalarında/görevlendirmelerinde vekâlete bağlı ödemelerin yapılıp yapılamayacağı hususunun “ilgili mevzuatında hüküm bulunmayan haller” kapsamında değerlendirilmesi ve 657 sayılı Kanun’a atıf yapılması nedeniyle bu Kanun’daki vekâleten atanma kurumunun kıyasen uygulanabilecek “genel bir hukuk usul ve esası” olarak kabul edilmesi yerinde olacaktır. Yani, usulüne uygun yapılan vekâleten atamalarda, vekâleten görev yapan personele yaptığı görev karşılığı olarak bir ödemenin yapılması adalet ilkesine de uygun olacaktır.

Her ne kadar 2547 saylı Yüksek Öğretim Kanununun 16 ncı maddesinin lafzından dekanlığa vekâletin altı aylık süreyle sınırlı olduğu ve söz konusu vekâlet görevinin dekan yardımcısı tarafından ifa edileceği yorumu çıkarılabilirse de; mevzuatında boş olan dekanlık kadrosuna/görevine asaleten veya vekâleten atanma ayrımı ve düzenlenmesi yapılmamış olduğundan, ilama konu edilen atamaları/görevlendirmeleri mezkûr 16 ncı madde bağlamında değerlendirmek isabetli olmayacaktır. Zira, vekaleten de olsa “uygun görüş ve onay” usulüne göre atanmış ve ilgili mevzuata göre yetki kullanıp görev ve sorumluluklarını yerine getiren bir kamu görevlisinden söz edilmektedir.

Tüm bu açıklamalar bağlamında, asaleten atanma şartlarını haiz olan ve dekanlık görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekaleten yürüten öğretim üyelerine vekalet görevi süresince, asaleten atanacak dekana yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı gibi Dekanlık görevini vekâleten yürüten akademik personele asil dekan gibi yapılan ödemelerin, ilgili personelin asaleten atanması da mümkün iken idari tercih olarak vekâleten atanması nedeniyle harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlileri açısından kasıt, kusur ve ihmal kriterleri ile değerlendirilmesi ve kamu zararı olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.

Sonuç itibarıyla, ilam maddesinde adı geçen öğretim üyelerine yürüttükleri dekan vekilliği nedeniyle dekana yapılan ödemelerin yapılmasında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71 inci maddesi kapsamında kamu zararı oluşmadığından; 119 sayılı İlamın 2. maddesiyle verilen … TL’nin tazminine ilişkin hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55 inci maddesinin 7 nci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (…. Daire Başkanı …’ın usule ilişkin aşağıda yazılı ilave görüşüyle), (Üye …, Üye … ve Üye …’in aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,

Karar verildiği 05.07.2023 tarih ve 55625 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

(Usule ilişkin) İlave gerekçe/görüş

…. Daire Başkanı …:

Esasen karar metnimizdeki açıklamalar doğrultusunda tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğini düşünmekle birlikte, hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak ayrıca;

Sayıştay Yargılamasında ilk derece mahkemesi olarak dairelerce verilen kararlara karşı sorumlular temyiz ve karar düzeltme ile yargılamanın iadesi yoluna müracaat edebilirler. 6085 Sayılı Kanun’un “Temyiz” başlıklı 55 inci maddesindeki düzenlemeye göre Temyiz Kurulu; temyiz olunan hükmü olduğu gibi veya düzelterek tasdik etmeye, bozma kararı vererek daireye göndermeye ya da Kurul üye tam sayısının üçte iki çoğunluğu ile daire kararını tümüyle ortadan kaldırmaya karar verebilir. Kaldırma kararı (doğası gereği Sayıştay dairelerince kamu zararının sorumlularına ödettirilmesi ile yönündeki kararlar hakkında verilebilecek bir karar olup) kamu zararının oluşmadığı dolayısıyla da dairece haklarında hüküm tesis edilen sorumlular hakkında hüküm tesis edilmesi gerekmediği sonucuna ulaşan ve sorumluların beraatı anlamına gelen bir hükümdür.

Bu düzenlemede yer verilen “kurul üye sayısının üçte iki çoğunluğu ile kaldırılması” şeklindeki kısmın klasik anlamdaki temyiz uygulamalarının dışına taşan bir düzenleme olduğu ortadadır. Hukuk sisteminde ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın kaldırılması ve bunun yerine yeni bir karar verilmesi uygulaması istinaf mahkemeleri aşamasında görülebilen bir uygulamadır. İstinaf mahkemelerince verilen kararlar (İlk derece mahkemesinin kararını kaldıran kararlar dâhil) hakkında da belli şartlar altında temyiz yoluna gidilebilmektedir. Oysa Sayıştay Temyiz Kurulunca verilen kaldırma kararına karşı karar düzeltme dışında müracaat edilebilecek bir kanun yolu ve mercii bulunmamaktadır. Türk hukuk sisteminde temyiz incelemesi sürecinde verilebilecek kararlardan farklı ve temyizi kabil olmayan bir yöntem olarak belirlenmiş olması nedeniyle de 6085 sayılı Kanunda normal karar çoğunluğundan farklı olarak kaldırma kararı için Kurulun üçte ikisinin çoğunluğu aranmıştır.

İlk derecede kamu zararını tazminle yükümlü tutulmuş olan sorumluların haklarında verilmiş olan bu kararın, sorumlular lehine sonuçlanması için en kısa ve kesin olan yol dairece verilmiş olan tazmin kararının kaldırılması olup sorumluların temyiz başvuruları da çoğunlukla “kararın kaldırılması veya bozulması” şeklinde bir taleple sonlandırılmaktadır. Bu sebeple temyiz başvurusunda taraflarca kaldırma talep edilmişse öncelikle bu talebin görüşülmesi ve sonuçlandırılması gereklidir.

Ancak kaldırma kararının alınabilmesi için bozma veya tasdik kararlarından farklı bir çoğunluk (Kurulun üçte ikisinin oyu) aranmakta olduğundan bunun altında kalan oylama sonuçlarında bozma kararı verildiği kabul edilemeyeceğinden sonuca ulaşmak üzere müzakere ve oylamaya devam edilmesi gerekmektedir.

Kaldırma talebine yönelik müzakereler sonrasında yapılan oylamada Kurulun üçte iki çoğunluğu ile kaldırma kararı çıkmadığı halde kaldırma yönünde kullanılan oyların karar çoğunluğuna (3 azınlık oyuna karşı 11 çoğunluk oyu ile) ulaştığı gerekçe gösterilerek müzakerelere devam edilmemiş ve kaldırma gerekçelerine dayalı olarak bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılmıştır.

Yukarıda açıklanan nedenlerle kaldırma kararının oylandığı ancak bu kararın gerektirdiği üçte iki çoğunluğa ulaşılmadığı halde kurulun çoğunluğunun kaldırma yönünde oy kullandığı gerekçesiyle kaldırma gerekçeli bozma kararı verildiği sonucuna ulaşılması mümkün olmayıp müzakerelere devam edilerek yapılacak oylama sonucuna göre tasdik veya bozma kararlarından hangisinin verildiğinin belirlenmesi gerekir.

Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü

Üye … ve Üye …:

Öncelikli olarak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun “Özlük hakları” başlıklı 62 nci maddesinde aynen:

“Üniversite öğretim elemanları ve üst kuruluşlar ile üniversitelerdeki memur ve diğer görevlilerin özlük hakları için bu kanun, bu kanunda belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, Üniversite Personel Kanununda bulunmayan hususlar için ise genel hükümler uygulanır.” denilirken,

2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Uygulanacak diğer kanun hükümleri” başlıklı 20 nci maddesinde aynen:

“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır.”

Denilmekte olup, İlamdaki konunun esası bakımından mevzuat incelendiğinde ise;

2547 sayılı Kanunun “Dekan” başlıklı 16 ncı maddesinde:

“Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.

Dekan kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi dekan yardımcısı olarak seçer. Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli fakültenin dekanı tarafından dört dekan yardımcısı seçilebilir.

Dekan yardımcıları, dekanca en çok üç yıl için atanır.

Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.

…”,

Diğer taraftan, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun “Gösterge tablosu ve ek göstergeler” başlıklı 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Aylıkların hesabında ayrıca, bu Kanuna ekli ek gösterge cetvelinde unvan ve derecelere göre belirlenen ek gösterge rakamları dikkate alınır.” hükmü ile öğretim elemanlarının unvan ve derecelerine göre ne kadar ek gösterge rakamından yararlanacakları belirlenmiştir. Bahse konu cetvelde; profesörlerden; rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı, yüksekokul müdürü olanlar ile profesörlük kadrosunda dört yılını tamamlamış bulunanlara ödenecek ek gösterge katsayısı 6.400, diğer profesörler için ise 5.300 olarak gösterilmiştir.

Aynı Kanunun “Üniversite ödeneği” başlıklı 12’nci maddesinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek Devlet memurunun brüt aylık (ek gösterge dahil) tutarının; profesörlerden rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı, yüksekokul müdürü olanlar ile profesörlük kadrosunda üç yılını tamamlamış bulunanlara %245’inin, diğer profesör kadrosunda bulunanlara ise %215’inin üniversite ödeneği olarak ödeneceği, “İdari görev ödeneği” başlıklı 13’üncü maddesinde; almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge brüt tutarının; rektörlere % 70'inin, rektör yardımcıları ve dekanlara % 30'unun, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri, konservatuar müdürleri ile bölüm başkanlarına % 20'sinin, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdür yardımcılarına ise % 15'inin idari görev ödeneği olarak ayrıca ödeneceği belirtilmiş olmakla beraber dekana vekâlet edilmesi durumunda idari görev ödeneğinin ve diğer ek ödemelerin ödenip ödenmeyeceği konusuna bir açıklık getirilmemiştir ki; İlamdaki ihtilaf noktasını da bu konu oluşturmaktadır.

Nitekim, oluşan bu ihtilafa ilişkin Maliye Bakanlığı (Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına ithafen yazdığı ve tüm üniversite rektörlüklerine gönderilen 23.03.2009 tarihli ve 3449 (B.07.BMK.0.15.115825-3) sayılı ve “İdari görevlere vekalet” konulu yazıda aynen:

“İlgi yazınız ve ekinin incelenmesinden, idari görevlere vekâleten yapılan atamalarda idari görev ödeneği ödenip ödenmeyeceği hususunda Bakanlığımız görüşü istenildiği anlaşılmaktadır.

T.C. Anayasasının yükseköğretim kurumlarına ilişkin 130 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında;

“Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları, üniversiteler üzerinde Devletin denetim ve gözetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlıklar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı mali kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.”

hükmü yer almaktadır.

Bu kapsamda, öğretim elemanlarına ilişkin düzenlemeler, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda yapılmış bulunmaktadır.

2547 sayılı Kanunun;

- 16 ncı maddesi ile dekanın; rektörün önereceği üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süreyle seçilip normal usulle atanacağı, dekanın görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekalet edeceği, göreve vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir dekanın atanacağı öngörülmüş; aynı maddede, dekanın; kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki dekan yardımcısı seçeceği ve bu kişilerin üç yıl için atanacağı,

- 19 uncu maddesinde enstitü müdürünün; ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından, enstitü müdür yardımcısının ise; enstitüde görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atanacağı, enstitü müdürüne vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde dekanlarda olduğu gibi işlem yapılacağı,

- 20 nci maddesi ile yüksekokul müdürünün, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanacağı, müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısının bulunacağı, müdüre vekalet etme hallerinde yapılacak işlemin dekanlarda olduğu gibi yapılacağı,

- 21 inci maddesinde; bölüm başkanlarının bölümün aylıklı profesörleri, bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı taktirde yardımcı doçentleri arasından fakültelerde dekanca, fakülteye bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine dekanca, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine rektörce üç yıl için atanacağı, bölüm başkanının görevi başında bulunmadığı süreler için öğretim üyelerinden birini yerine vekil bırakacağı ve herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yeni bölüm başkanı atanacağı,

hükümlerine yer verilmiştir.

Görüleceği üzere, 2547 sayılı Kanunla idari görevlere kimlerin, hangi usulle ve hangi makam tarafından atanacağı açıkça belirtilmiş, söz konusu idari görevlerde bulunanların görevleri başında bulunmadıkları takdirde bu görevlerin kimler tarafından yürütüleceği düzenlenmiştir.

2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 13 üncü maddesinde, almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge tutarının; dekanlık görevini yürütenlere % 30’unun, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bölüm başkanlarına % 20’sinin, enstitü ve yüksekokul müdür yardımcılarına % 15’inin idari görev ödeneği olarak ayrıca ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde, öğretim üyelerinin haftalık ders yükünün en az on saat olduğu, öğretim görevlileri ve okutmanlar için haftalık ders yükünün oniki saatten az olmamak üzere Yükseköğretim Kurulunca tespit edileceği; dekan, enstitü ve yüksekokul müdürleri için haftalık ders yükü zorunluluğunun aranmayacağı, bunların yardımcıları ile bölüm başkanları için ise haftalık ders yükünün belirtilen sürelerin yarısı kadar olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, 2914 sayılı Kanunun 11 inci maddesine dayanılarak Bakanlığımız görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca belirlenen “Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar”ın 1 inci maddesinin (c) bendinde de rektör, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürlüğü ile bölüm başkanlığına Yükseköğretim Kanununda belirtilen şekilde usulüne uygun olarak yapılan vekâleten görevlendirmeler haricinde söz konusu görevlerin vekaleten yürütülmesi halinde ders yükü muafiyeti ve indiriminin uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Buna göre; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekâlet edebilecek olanların 2547 sayılı Kanunla belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılması söz konusu olmadığı gibi, 2914 sayılı Kanunla öngörülen ders yükü muafiyeti ve indirimlerinden yararlanmalarına da imkân bulunmamaktadır.

Bu itibarla, uygulamanın yukarıda belirtildiği şekilde yürütülmesi ve uygulamanın birliğinin sağlanmasını teminen Başkanlığınızca yükseköğretim kurumlarına gerekli duyurunun yapılmasını rica ederim.”

İfadeleri yer almaktadır.

Bu bağlamda, her ne kadar yükseköğretime ilişkin mevzuatta idari görevlere vekâlet halinde vekâlet ücreti ödenebileceğine ilişkin bir hüküm yer almasa da; Maliye Bakanlığı’nın görüşünü yansıtan söz konusu bu ifadeler (mefhum-u muhalifinden hareketle), mevzuat hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde; sadece, dekanlık, enstitü/yüksekokul müdürlüğü, bölüm başkanlığı vb. görevleri 2547 sayılı Kanunda belirtilen usulle vekâleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevden dolayı 657 sayılı Kanundaki vekâlet (ücreti) müessesesi çerçevesinde, bu görevi asaleten yürütenlere yapılacak ödemelerin yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla, temyize konu olaya bu yönüyle bakıldığında; dekanlık görevinin vekâleten yürütülmesi için 2547 sayılı Kanunda belirtilen usul; “dekanlık görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklinde olup, bunun dışındaki tüm vekâleten görevlendirmelerde vekâlete ilişkin herhangi bir ödeme yapılması söz konusu değildir. Daha açık bir deyişle, İlamda adı geçen öğretim üyelerinin “yeni dekan ataması yapılıncaya kadar Yükseköğretim Kurulu’nun onayıyla dekanlık görevini vekâleten yürütmesi”, 2547 sayılı Kanunda belirtilen usul dışında bir görevlendirme olduğundan ilgili kişilere bu görevinden dolayı dekanlara yapılan ödemelerin yapılması mümkün görünmemektedir.

Ortada atama usulüne uygun olmayan bir atama mevcut olup, bu aşamadan sorumlunun bahsettiği dolu-boş kadro ayrımının, ilgililerin asilde bulunan şartları taşımasının ve mükerrer bir ödeme yapılmamış olmasının herhangi bir ehemmiyeti bulunmamaktadır.

Aksi yönde verilecek bir karar, usulüne uygun olmayan atamayla bozulmuş olan kuralın daha da yaygınlaştırılmasına sebebiyet vereceğinden; bu husus da göz önüne alınarak, temyiz talebinde bulunan tüm sorumların ortak mahiyetteki iddialarının reddedilerek tazmin hükmünün tasdik edilmesi gerekir.

Üye …:

Konunun esası yönünden “tazmin hükmünün tasdik edilmesi gerektiğine” yönelik yukarıda ifade edilen ayrışık görüş gerekçelerine katılmakla beraber, hesap yargılama usulü bağlamında temyiz mercii olan Temyiz Kurulu çalışma usulüne ilişkin olarak ise …. Daire …’ın yukarıda “(Usule ilişkin) İlave gerekçe/görüş” kısmında belirttiği hususlara da aynen katılıyorum.