SayıştaySayıştay Temyiz Kararı57150

Personel Mevzuatı ile İlgili Kararlar

Kurum / İdareYüksek Öğretim Kurumları
Daire8
Dosya No53815
Yılı2019
Konu: Dekana vekalet halinde idari görev ödeneği ödenmesi ve ek ödemesinin hatalı yapılması.

1- 201 sayılı Ek İlamın 8. maddesiyle; Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dekanlığı görevini vekaleten yürüten …’e, vekalet ettiği dönemde dekanlık için belirlenen ödemelerin yapıldığı gerekçesiyle … TL’nin tazminine ilişkin hüküm tesis edilmiştir. {***110 sayılı (Asıl) İlamın 9. maddesiyle de aynı konu hakkında tazmin hükmü verilmiş, bu hükme karşı yapılan temyiz başvurusu üzerine Sayıştay Temyiz Kurulunun 02.11.2022 tarihli ve 52447 tutanak sayılı Kararı (1. maddesi) ile “asaleten atanma şartlarını haiz olan ve müdürlük/dekanlık görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekaleten yürüten öğretim üyelerine vekalet görevi süresince, asaleten atanacak müdüre/dekana yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle belirtilen bu hususların tekrar değerlendirilmesini teminen hükmün BOZULARAK dosyanın ilgili DAİREYE GÖNDERİLMESİNE (REF GEREKÇELİ BOZMA) oy çokluğuyla karar verilmiş, ancak Sayıştay 8. Dairesi kararında direnerek (ısrar ederek) 201 sayılı Ek İlamın 8. maddesiyle yeniden aynı tutar için işbu tazmin hükmünü vermiştir.***}

Sorumlu [(Ödeme Emri Belgesi Üzerinde İmzası Bulunan) Gerçekleştirme Görevlisi sıfatıyla temyiz talep eden Fakülte Sekreteri …], temyiz dilekçesinde özetle; Temyiz Kurulunun ilgili bozma kararlarında; asaleten atanma şartlarını haiz olan ve müdürlük/dekanlık görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekâleten yürüten öğretim üyelerine vekâlet görevi süresince, asaleten atanacak müdüre yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı ve ilgili personele yürüttüğü müdür/dekan vekilliği nedeniyle müdüre yapılan ödemelerin yapılmasında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71’inci maddesi kapsamında kamu zararı oluşmadığından; 110 sayılı İlamın … maddesiyle verilen tazmin hükmünün 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 55inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE karar verildiğini, Sayıştay 8. Dairesinin 201 sayılı Ek İlamında; “T.C Anayasası’nın 130’uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmüne istinaden öğretim elemanlarının atamalarının Kanunla düzenlenmesi gerektiği; bu kapsamda, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 16’ncı maddesinde; dekanın, rektörün önereceği üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süreyle seçilip normal usulle atanacağı; dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekalet edeceği, göreve vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir dekanın atanacağı, ayrıca, dekanın, kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki dekan yardımcısı seçeceği ve bu kişilerin üç yıl için atanacağının hükme bağlandığı; dolayısıyla, 2547 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinde; dekanlık görevine kimlerin, hangi makam tarafından ve hangi usulle atanacağı, ayrıca dekanın görevinin başında bulunamadığı zamanlarda da bu görevin kimler tarafından vekaleten yürütüleceğinin açıkça düzenlenmiş olduğu ve 2547 sayılı Kanun’un öngördüğü vekalet usulünün, dekanın görevi başında olmadığı zamanlarda yerine yardımcılarından birinin vekalet etmesi şeklinde olduğu; dekanlık görevinin vekaleten yürütülmesi ile ilgili olarak, 2547 sayılı Kanun’da öngörülen usulün “dekanın görevinin başında olmadığı zamanlarda yardımcılarından birinin Vekalet etmesi” şeklinde olduğundan, bu usulün dışındaki tüm vekaleten görevlendirmelerde vekalet görevi nedeniyle herhangi bir fark ödemesi yapılmasının mevzuata uygun olmadığı; nitekim, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı, 23.03.2009 tarihli ve 3449 (B.07.BMK.0.15.115825-3) sayılı görüş yazısı ile Temyiz Kurulunun 01.10.2013 tarihli ve 37692 tutanak no.lu, 25.10.2016 tarihli ve 42334 tutanak no.lu Kararlarında da; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekalet edebilecek olanların, 2547 sayılı Kanun’la belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının mevzuata uygun olmadığının belirtildiği; bu sebeple usulüne uygun olarak atanmayan dekan vekiline, dekanlar için mevzuatında öngörülen ödemelerin yapılabilme olanağının bulunmadığı ve bu kapsamda kamu zararının oluştuğu” hususlarının belirtildiğini, ayrıca 2547 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinde; “a. Yüksekokulların organları, yüksekokul müdürü, yüksekokul kurulu ve yüksekokul yönetim kuruludur, b. Yüksekokul müdürü, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanır. Rektörlüğe bağlı yüksekokullarda bu atama doğrudan rektör tarafından yapılır. Süresi biten müdür tekrar atanabilir. Müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısı bulunur. Müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde yapılacak işlem, dekanlarda olduğu gibidir.” denildiğini, Temyiz Kurulunun bozma kararında özetle; “Müdürlük/dekanlık görevine vekâleten atamanın, benzetme yoluyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'ndaki boş kadroya vekâlet; 2547 sayılı Kanun’da yer alan; “Müdüre/dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder.” hükmünün de dolu kadrodaki geçici ayrılmalar nedeniyle vekâlet olarak değerlendirilmesi gerektiği; Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısında, dolu kadroya vekâlet durumunda ödeme yapılıp yapılamayacağının açıklandığı, söz konusu yazının boş kadroya vekâlet durumunu kapsamadığı; 2547 sayılı Kanun’un amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde de; Kanun’un 16’ncı maddesindeki düzenlemenin müdürlük/dekanlık kadrosunun geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğu ve boş bulunan kadroya vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı; olayın bu yönüyle, Ek İlamdaki gibi boş olan müdürlük/dekanlık görevine müdür/dekan yardımcıları dışındaki ilgililerin görevlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla müdüre/dekana yapılan ödemelerin bu kişilere yapılamayacağını söylemenin, Kanun Koyucunun iradesini aşan bir değerlendirme olacağı; ayrıca ilgililer, var olan bir müdürün/dekanın geçici olarak ayrılması dolayısıyla vekâleten atanmış olmadıklarından; mükerrer bir ödemenin de söz konusu olmadığı; 2547 sayılı Kanun’un Ek 1 inci maddesinde yer alan; “Üniversite rektörleri, fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bunların yardımcıları ve bölüm başkanları, gerektiğinde bu Kanunda belirtilen süreleri dolmadan tayinlerindeki usule uygun olarak görevlerinden alınabilirler.” hükmü uyarınca Kanunda belirtilen süre dolmadan atamadaki usule uygun olarak görevden alma yetkisine sahip olan atamaya yetkili amirin, asaleten atamadaki usule uygun olarak vekâleten müdür atama yetkisine de sahip olduğu konusunda kuşku bulunmadığı; müdürlük/dekanlık görevinin kadroya dayalı bir görev olmadığı ve müdürlük/dekanlık kadrosunun bulunmadığı; müdür/dekan atamasında asil olarak atanma ile vekâleten atama arasında 3 yıllık atamanın getirdiği güvence dışında fark olmadığı, her iki halde de aynı görev aynı sorumluluk ve yetki çerçevesinde yapıldığı ve üç yıllık süre dolmadan da yetkili makamca görevden alınabileceğinden asil olarak atanma ile vekil olarak atanma arasında bu açıdan da fark olmadığı; tüm bu açıklamalar bağlamında, asaleten atanma şartlarını haiz olan ve müdürlük/dekanlık görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekâleten yürüten öğretim üyelerine vekâlet görevi süresince, asaleten atanacak müdüre/dekana yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı; sonuç itibarıyla, ek ilam maddesinde adı geçen öğretim üyesine yürüttüğü müdür/dekan vekilliği nedeniyle müdüre/dekana yapılan ödemelerin yapılmasında 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 71’inci maddesi kapsamında kamu zararı oluşmadığı” hususlarının belirtildiğini, 8. Dairenin kamu zararının oluştuğu yönündeki ısrar kararında; “2547 sayılı Kanun’da öngörülen usulün “müdürün/dekanın görevinin başında olmadığı zamanlarda yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklinde olduğundan, bu usulün dışındaki tüm vekâleten görevlendirmelerde vekâlet görevi nedeniyle herhangi bir fark ödemesi yapılmasının mevzuata uygun olmadığı; nitekim Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün görüş yazısında; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekâlet edebilecek olanların, 2547 sayılı Kanunla belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekâleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının mevzuata uygun olmadığının belirtildiği” hususları dışında bir gerekçe ya da açıklama bulunmadığını, söz konusu Ek İlamda Temyiz Kurulu kararında belirtilen bozma gerekçelerinin karşılanmadığının değerlendirildiğini, bu kapsamda Ek İlamın gerekçesini oluşturan “müdürün/dekanın görevinin başında olmadığı zamanlarda, yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklindeki kanun hükmünün, müdürlük/dekanlık kadrosunun/görevinin (hukuki statü) boş veya dolu olmasına göre ne anlama geldiği yönündeki değerlendirmelerin hiçbir şekilde irdelenmediğini; kararın “nitekim Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün ... görüş yazısında; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekalet edebilecek olanların, 2547 sayılı Kanun’la belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının mevzuata uygun olmadığının belirtildiği” argümanına dayandırılarak Temyiz Kurulunun bozma kararında dayanılan hukuki gerekçelerin hiçbirisinin karşılanmadığını, öte yandan, “... anılan Kanun’da belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına vekalet görevi nedeniyle herhangi bir fark ödemesi yapılmayacağı” şeklindeki ifadenin genel bir değerlendirme olup; dava konusu maddi olayın hangi yönüyle anılan hükümlere aykırı olduğu hususunda Ek İlamda bir açıklama da yapılmadığını, konuya ilişkin Denetçi görüşünde; “Temyiz Kurulu kararında, 657 sayılı Kanun’un kıyasen uygulanabileceği ifade edilmiş ise de; müdürlüğün/dekanlığın bir kadro değil görevlendirme olduğu, bu sebeple, 657 sayılı Kanun’un kadroya vekâlete ilişkin hükümlerinin bu durumda kıyasen uygulanamayacağı, Temyiz Kurulu Kararında 657 sayılı Kanun’un dolu/boş kadroya vekâlet hükümlerinin kıyasen uygulanabileceği ifade edilmiş ise de; yine aynı Kararda müdürlüğün/dekanlığın kadro değil görevlendirme olduğunun da ifade edilmiş olduğu, kaldı ki, müdürlük/dekanlık görevi kadroya dayalı olmadığından; 657 sayılı Kanun’da yer alan dolu kadro/boş kadro kavramının 2547 sayılı Kanun’da yer almadığı, bu nedenle 657 sayılı Kanun’da bulunan dolu kadro/boş kadro hükümlerinin sorgu konusu olayda kıyasen uygulanabilme olanağının da bulunmadığı” hususlarının ifade edildiğini, kadro tabirinin genel olarak bir görevi yürütmek üzere hizmetine ihtiyaç duyulan kişinin taşıması gereken vasıflar ve atama, terfi ve görevin sona ermesi, halleri ile bu kişinin hizmetin icrası esnasında sahip olduğu görev, yetki ve sorumluluklarını ve mali haklarını belirleyen “hukuki statü” olarak tanımlanabileceğini, kamu görevlilerinin tabi olduğu hukuki statülerin ilgili kanunlarda kadro, pozisyon gibi farklı adlar altında düzenlenebildiğini, müdür/dekan olarak atanacak kişilerin taşıması gereken vasıflar ile atanma ve görevin sona erme usulü, görev, yetki ve sorumlulukları ve bunlara sağlanan mali hakların Anayasa, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuatla düzenlendiğini, temyiz konusu işlemle ilgili olarak daha önce Temyiz Kuruluna sunmuş oldukları hukuki değerlendirmelerde ve Temyiz Kurulunun bozma kararında boş bulunan müdürlük/dekanlık kadrosuna/görevine (hukuki statü) asaleten veya vekâleten ne şekilde atama veya görevlendirme yapılacağının ayrıntılı olarak açıklandığını, bu açıdan müdürlüğün/dekanlığın hukuki statüsünün teknik terim olarak “kadro” veya “pozisyon” ya da “görev” gibi başka bir statü olarak adlandırılmasının hukuken bir önemi bulunmadığını, 8. Dairenin ısrar kararında belirtilen “idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekalet edebilecek olanların, 2547 sayılı Kanun’la belirlenmiş olduğu” şeklindeki ifadenin genel bir değerlendirme olup; 2547 sayılı Kanun’un amacı, kapsamı, kanun sistematiği ve TBMM’deki yasalaşma süreci ile asaleten veya vekaleten atamaya dair Kanunda yer alan hükümlerin ne anlama geldiğinin daha önceki temyiz dilekçesinde sebep sonuç ilişkileriyle birlikte açıklanmış olup; 8. Dairenin ısrar kararı üzerine daha önce arz ettikleri hukuki gerekçeleri bir kez daha Temyiz Kurulunun takdirlerine sunmak istediklerini;

1- Ek İlamda, kamu zararının oluşmasına dayanak olarak gösterilen gerekçelerin Anayasaya, 2547 sayılı Kanun’a ve diğer ilgili mevzuata uygun olmadığı değerlendirildiğini, söz konusu hükümde, müdür/dekan yardımcılarının müdüre vekâlet etmesi, müdürün “görevi basında olmadığı zaman” şartına bağlandığını, burada, bir kadronun/görevin boş olması haline değil, o kadroda görev yapan bir kişinin görevinin başında olmadığı bir zaman dilimine işaret edildiğini, bir başka ifade ile müdür/dekan yardımcısının müdüre/dekana vekâlet etmesi ile müdürün/dekanın görevi başında bulunamadığı zaman dilimi arasında bir illiyet bağı kurulduğunu, boş bulunan bir kadroda/görevde, vekâlet görevinin sürdürülmesi bir sebebe (müdürün/dekanın görevi başında olmadığı vb. gibi arızi bir sebep) bağlı olamayacağı için bu kadroya atama yapılmadığı sürece vekâlet tabiatı gereği ilanihaye devam edeceğini, kadronun/görevin boş olması halinde atamaya yetkili makamın takdirine bağlı olarak asaleten veya vekâleten atamanın işin gereğine göre gecikmeksizin yapılması gerekir ki; bu atama sürecine şahsının dahlinin de söz konusu olmadığını,

2- 2547 sayılı Kanun’un amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde, Kanun’un 16’ncı maddesindeki düzenlemenin müdürlük/dekanlık kadrosunun/görevinin geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğunu ve boş bulunan kadroya/göreve vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığının görüleceğini, meselenin, benzer/emsal bir durumla ilgili olmak üzere, Kanunun rektörlere ilişkin hükümleri ile birlikte ele alındığında konu daha görünür hale geleceğini, şöyle ki; 2547 sayılı Kanun’un 13’üncü maddesinde; “Rektör, Cumhurbaşkanınca atanır.” ve “Rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini yerine vekil bırakır. Rektör görevi başından iki haftadan fazla uzaklaştığında Yükseköğretim Kuruluna bilgi verir. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir rektör atanır.” hükmünün yer aldığını, bu hükümde rektörün, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birini yerine vekil bırakacağı ve vekâletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir rektör atanacağının belirtildiğini, burada vekâleten görevlendirme işleminin rektör tarafından yapılıyor olması sebebiyle, bu hükmün rektör kadrosunun geçici süreyle boşalmasına ilişkin olduğu ve rektör kadrosunun boş olması halinde bu hükme dayanılarak bir rektör yardımcısının vekâleten görevlendirilmesinin, görevlendirmeyi bizzat rektörün yapacak olması sebebiyle fiilen ve hukuken imkânsız olduğunun izahtan vareste olduğunu, 2547 sayılı Kanun’da veya başka bir kanunda, rektör kadrosunun boşalması durumunda vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı hususunda özel bir düzenleme bulunmadığını, bu hususun 2547 sayılı Kanun’un, mevzuat yapım sistematiği açısından kadronun boş olması halinde vekâleten görevlendirme hususunda özel bir düzenleme yapma amacının olmadığını; ilgili kadroya: atanma şartları ve atamaya yetkili makama ilişkin kuralların düzenlendiği ve vekâleten görevlendirmenin genel hükümlere bırakıldığını açıkça gösterdiğini, müdür/dekan atamasına ilişkin 16’ncı maddede geçen “normal usul ile atanır” hükmünün bu görüşü desteklediğini, 2547 sayılı Kanun’da, “normal usul”ün ne olduğu ile ilgili başka, bir hüküm ya da açıklama bulunmadığını, maddede geçen “normal usul” ifadesinden diğer kanunlarda kullanılan “genel hükümleri anlamanın, düzenlemenin amacına uygun düştüğünü, zira atama şartları ve atamaya yetkili makama dair bütün ayrıntılar düzenlendikten sonra “normal usul ile atanır” ifadesinin kullanılmış olmasına başka bir anlam yüklemenin mümkün görünmediğini, burada vekâleten görevlendirmenin, asilde aranan şartları taşıyan kişiler arasından, atamaya yetkili makam tarafından yapılıyor olmasının kanunun bir gereği olmanın yanında hizmet gerekleri bakımından da yerinde bir uygulama olduğunu, 2547 sayılı Kanun’un (16’ncı maddeye atıfta bulunan) 20’nci ve 16’ncı maddelerinde yer alan müdürlük/dekanlık kadrosuna/görevine vekâleten görevlendirme hükmünün, Türkçe yazım kuralları ve düzenlemenin sistematiği bakımından, 13’üncü maddede yer alan rektör kadrosuna vekâleten görevlendirme hükmünden tek farkının, 13’üncü maddede rektöre vekâleten görevlendirme işleminin bizzat rektör tarafından yapılacağı belirtildiği halde 16’ncı maddede dekana vekâleten görevlendirme işleminin hangi makam tarafından yapılacağı hususunda açık bir düzenleme bulunmadığını, sırf bu farklılığa dayanılarak boş olan müdürlük/dekanlık kadrosunda/görevinde müdür/dekan yardımcıları dışında birinin vekâleten görevlendirilemeyeceğini söylemenin amacı aşan bir değerlendirme olduğunu, 2547 sayılı Kanun’un yasalaşma sürecindeki yasama belgeleri incelendiğinde bu farklılığın sebebinin de anlaşılabileceğini, hükümet tarafından teklif edilen metinde yer alan; “Müdür/dekan görevi başında bulunamayacağı süre için, müdür/dekan yardımcılarından birini vekil bırakır, bu mümkün olmadığı takdirde yönetim kurulu üyelerinden birine vekâlet verir.” şeklindeki düzenlemenin, ilgili komisyonlarda “Müdüre/dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir müdür atanır.” şeklinde değiştirildiğini ve bu şekilde kanunlaştığını (Dilekçe Eki: 1), yapılan değişiklikle vekâleten görevlendirmenin bizzat müdür/dekan tarafından yapılacağı hususunun metinden çıkarıldığını ve müdür/dekan yardımcıları arasından yapılacak görevlendirmede vekâlet süresinin, rektöre vekâlet hükmünde olduğu gibi altı ayı aşması halinde yeni bir atama yapılacağına ilişkin hüküm ilave edildiğini, yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri ve yapılan açıklamalar ışığında Dairenin ısrar kararına hukuki gerekçe olarak gösterilen “2547 sayılı Kanun’da öngörülen usulün “müdürün/dekanın görevinin başında olmadığı zamanlarda yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklinde olduğundan, bu usulün dışındaki tüm vekâleten görevlendirmelerde vekâlet görevi nedeniyle herhangi bir fark ödemesi yapılmasının mevzuata uygun olmadığı” şeklindeki gerekçenin hukuken isabetli olmadığının değerlendirildiğini,

3- Karara hukuki gerekçe olarak gösterilen Maliye Bakanlığının görüş yazısının kapsamı ve ek ilama konu işlemin tesis edilmesindeki hukuki değerinin irdelenmesinde yarar görüldüğünü, Daire Kararında; “Nitekim, Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı, 23.03.2009 tarihli ve 3499 sayılı görüş yazısında; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekalet edebilecek olanların, 2547 sayılı Kanun’la belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına, görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının uygun olmadığı belirtilmiştir.” denildiğini, Temyiz Kurulunun bozma kararında da belirtildiği üzere Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısında, dolu kadroya vekalet durumunda ödeme yapılıp yapılmayacağının açıklandığının, söz konusu yazının boş kadroya vekalet durumunu kapsamadığının anlaşıldığını, nitekim, Yükseköğretim Kurulunun da görüş yazısının kapsamını bu şekilde değerlendirdiğini ve vekaleten atama işlemini gerçekleştirdiğini, yukarıda belirtilen açıklamalarda, müdür/dekan yardımcılarının müdürlüğe vekâlet etmelerine ilişkin hükümlerin ilgili kadronun/görevin geçici süreli boşalması durumunda uygulanabileceği, müdür/dekan kadrosunun/görevinin boş olması halinde genel hükümlere göre atamaya yetkili makam tarafından müdür/dekan olma şartlarını haiz kişiler arasından vekâleten görevlendirme yapılabileceği hususlarının belirtildiğini, bir an için 2547 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinde yer alan vekâlet hükmünün nasıl yorumlanması gerektiği hususunda bir belirsizlik olduğunun kabul edilmesi durumunda, kamu hizmetlerinin sürekliliği ilkesi bağlamında tereddüdün hangi makam tarafından ve ne şekilde çözüme kavuşturulması gerektiği hususunun önem kazandığını, Anayasa’nın 131’inci maddesi ile 2547 sayılı Kanun’un 7’nci maddesine göre Yükseköğretim Kurulunun, yükseköğretim kurumlarının öğretimini planlamak, düzenlemek, yönetmek, denetlemek, yükseköğretim kumullarındaki eğitim-öğretim ve bilimsel araştırma faaliyetlerini yönlendirmek, yükseköğretim kurumları arasında kanunda belirlenen amaç, ilke ve hedefler doğrultusunda birleştirici, bütünleştirici, sürekli, ahenkli ve geliştirici iş birliği ve koordinasyonu sağlamak hususlarında görevli ve yetkili olduğunu, 2547 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinin yorumlanmasında bir idari makamın görüşüne itibar edilecek ise bunun Maliye Bakanlığının görüş yazısı değil, Yükseköğretim Kurulunun Anayasa ve ilgili kanunlarla kendisine tanınan yetkileri kapsamında idari takdiri ve buna bağlı olarak yapmış olduğu idari tasarrufları olması gerektiğini, Maliye Bakanlığının yazısının istişari mahiyette olup hukuki norm niteliği bulunmadığını; ancak maddi olayın yorumlanmasında bir argüman olarak kullanılabileceğini, hukuken bağlayıcı olmadığını, oysaki 8. Daire Kararında; “Nitekim, Maliye Bakanlığının yazısında anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına, görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılmasının uygun olmadığı belirtilmiştir.” denilerek, Dairece ulaşılan kanaatin oluşmasında söz konusu görüş yazısının hukuki norm gibi değerlendirildiğinin anlaşıldığını, temyiz konusu işlemde, Yükseköğretim Kurulu’nun, 2547 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinin uygulanmasında kendisine Anayasa ile verilmiş olan yetkilerine dayanarak atamaya yetkili makam sıfatıyla boş bulunan ilgili Yüksekokul Müdürlüğüne/Dekanlığa şahsının önce vekâleten görevlendirmesini, sonra da asaleten atamasını gerçekleştirdiğini, müdür/dekan vekilliği görevi sırasında kamu yararı ve hizmetin gereği olarak müdürlük/dekanlık görev tanımı içerisinde “eğitim, öğretim ve yönetime” ilişkin tüm iş ve işlemleri bir idareci sıfatıyla tam ve zamanında yerine getirmiş bulunduğunu, bu itibarla temyiz konusu işlemin hukuka aykırı bir yönünün olmadığının değerlendirildiğini, diğer taraftan, 8. Daire Ek İlamında sorumluluğuna hükmedilen kamu görevlilerinin Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın işlemini değiştirme veya uygulamama yetkisi olmadığı gibi değiştirilmesini teklif etme yetkisinin dahi bulunmadığını, sorumluların, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın işleminin neticesi olarak yapılması mecburi olan ikincil düzeydeki bağlı işlemleri yerine getirdiğini, şayet birinci işlem hukuka uygun ise, buna bağlı işlemlerin de hukuka uygun olduğunun kabulünün gerektiğini, bir an için sorumlularca bu işlemlerin yerine getirilmediğinin kabul edilmesi durumunda, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının tasarruflarına aykırı davranmak sebebiyle bir dizi idari ve hukuki sorumlulukla karşılaşacaklarının açık olduğunu, yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, dolu-boş ayrımı olmaksızın müdürlük/dekanlık kadrosuna/görevine (hukuki statü) vekâleten görevlendirmelerin ancak müdür/dekan yardımcıları arasından yapılabileceği şeklindeki değerlendirmenin isabetli olmadığının düşünüldüğünü,

4- Kamu zararı oluşmadığından ek ilama konu hususların yargılama konusu edilemeyeceğinin değerlendirildiğini,

6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Sorumlular ve sorumluluk halleri” başlıklı 7’nci maddesinde;

“MADDE 7- (1) Bu Kanunun sorumlular ve sorumluluk halleri uygulamasında; 5018 sayılı Kanun ve Sayıştay denetimi ile ilgili diğer kanunlarda belirtilen sorumlular ve sorumluluk halleri esas alınır.

(2) Her türlü kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasında görevli ve yetkili olanlar; kaynakların etkili, ekonomik, verimli ve hukuka uygun olarak elde edilmesinden, kullanılmasından, muhasebeleştirilmesinden, raporlanmasından ve kötüye kullanılmaması için gerekli önlemlerin alınmasından sorumludur. Bu sorumluluğun yerine getirilip getirilmediği Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilir. Kamu zararına sebep olunan durumlar ise bu zararın tazminine ilişkin hükme bağlama işlemi ile sonuçlandırılır.”

Hükmünün yer aldığını, 5018 sayılı Kanunun “Kamu zararı” başlıklı 71’inci maddesinde kamu zararının; “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması” şeklinde tanımlandığını ve kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak hususların sayma suretiyle düzenlendiğini, kamu zararı tablosunda adı geçen ahizin hâlihazırda boş bulunan ilgili Yüksekokulu Müdürlüğüne/Dekanlığa vekâlet ettiği dönemde, yürütmüş olduğu müdürlük/dekanlık görevi karşılığında tek bir kişiye ödeme yapılmış olup kamu mâliyesine ek bir maliyet yüklenmesinin, başka bir ifade ile kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunmasının hiçbir şekilde söz konusu olmadığını, 6085 sayılı Kanun’un “Yargılamaya esas rapor” başlıklı 48’inci maddesine göre, yargı raporu düzenlenebilmesi için “kamu zararına yol açan bir hususun tespit edilmesi” mecburiyetinin bulunduğunu, bununla birlikte Ek İlamda, şahsının “harcama yetkilisi” olmamdan mütevellit bir kamu zararının oluştuğu savı söz konusu ise de harcama yetkilisinin ödenek kullanımında keyfi hareket edemeyeceği gibi, üst yöneticinin (rektörün) sevk ve idaresinin dışına çıkamayacağının da açık olduğunu, öte yandan, Temyiz Kurulu Kararına ilişkin Denetçi görüşünde; “Temyiz Kurulu Kararında, boş bulunan bir müdürlük görevinin vekâleten gördürülmesi sebebiyle mükerrer bir ödemeden söz edilemeyeceği ifade edilmiş ise de sorgu konusu olayın, yapılan işlemin Kanuna aykırı olması olduğu, Kanuna aykırı olarak yapılan bir işlem nedeniyle kamu zararından bahsedilebilmesi için ödemenin mükerrer olmasına gerek bulunmadığı” hususlarının iddia edildiğini ve Daire Kararının da bu görüş doğrultusunda tesis edildiğini, Daire Kararının, Yükseköğretim Kurulunun vekaleten atama işleminin hukuka aykırı olduğu şeklinde tek bir gerekçeye dayandırılmış olmasının, söz konusu kararın kesinleşmesi halinde yeni bir dizi hukuki sorunu beraberinde getireceğini, bu kapsamda hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla kesinleşmiş olan vekaleten atama işlemine bağlı olarak vekalet süresince yapılmış olan başta disiplin ve diğer personel işlemleri olmak üzere idari ve mali açıdan sonuç doğuran hukuki işlemlerin idari yargıda dava konusu edilebileceğini, bu durumda dava konusu vekaleten görevlendirme işleminin hukuka uygun olup olmadığı noktasında idari yargı tarafından verilecek karara bağlı olarak öngörülemeyen birçok hukuki mesele ortaya çıkabileceğini, bu itibarla, şayet Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın vekâleten görevlendirme işlemi kanuna aykırı görülüyor ise; bu hususun 6085 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gereğince TBMM’ye sunulacak Sayıştay raporlarında belirtilmesinin uygun olacağının düşünüldüğünü,

5- Boş kadroya vekalet eden kamu görevlileri, üstlendikleri sorumluluklar bakımından asıl memurla eşdeğer tutulurken; bu kadroya ait haklardan yararlanmayacaklarını öngörmenin, Anayasa’nın 10’uncu, 18’inci ve 55’inci maddelerine yani “kanun önünde eşitlik”, “angarya yasağı” ve “ücrette adalet” ilkelerine aykırılık teşkil ettiğini, burada boş kadroya vekalet edilmesindeki amacın, asıl memur olmadığı zamanlarda asıl memurun tüm sorumluluklarını taşıyan bir kamu görevlisinin, kamu hizmetinde devamlılığı sağlaması olduğunu, bu meyanda zorunlu hallerde fiilen çalışma karşılığı yürütülen görevler nedeni ile bazı maddi hak kayıpları konusundaki mağduriyetlerin önlenmesi açısından konu ile ilgili olarak bazı yargı (Danıştay) kararlarının incelenmesi sonucunda; benzer konumlarda çalışan personellerin atamaya yetkili amirleri tarafından kadroların bütün sorumlulukları da yüklenerek yapılan tedviren görevlendirmelerde; vekil olarak görevlendirilen personelin, görevini vekaleten yürütmek zorunda olduğu kadronun sorumluluklarını da üstlenerek görevini fiilen ifa etmesi halinde vekalet aylıklarına eş değer bir tazminat hakkının doğduğuna karar verildiği görülmüş olup, konunun hukuki boyutları hakkında da kararlar alındığının tespit edildiğini (Bu doğrultuda Ankara 12. İdare Mahkemesi’nin 2003/146 Esas, 2005/656 Karar sayılı Karan, Anayasa Mahkemesi’nin 05.07.2012 tarih ve E:2012/11 ve K:2012/14 sayılı Kararı ve Danıştay 11. Dairesi’nin 2001/481 Esas, 2003/5610 Karar sayılı Kararının bulunduğunu), konunun bu bağlamda da değerlendirilmesi gerektiğini

İfade etmek suretiyle, gerek yukarıda açıklanan gerekçe ve sebeplerle ve gerekse Temyiz Kurulunun tespit edeceği sair nedenlerle tazmin hükmünün kaldırılması gerektiğini Kurulumuza arz etmiştir.

(Temyiz talep eden tüm sorumluların dilekçeleri için geçerli) Başsavcılık mütalaasında özetle; dilekçede özetle, Temyiz Kurulunun bozma kararı üzerine, 8. Dairece düzenlenen Ek İlamda, Yüksek Öğretim Kurulu Başkanlığı tarafından Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Dekanlığına vekaleten görevlendirilmiş olduğu dönemde, dekanlık için öngörülen ödemelerin yapılması nedeniyle tazmin hükmü verilmiş ise de; Temyiz Kurulu Kararında belirtilen bozma gerekçelerinin Ek İlamda karşılanmadığı, kamu zararının oluşmasına dayanak olarak gösterilen gerekçelerin Anayasa’ya, 2547 sayılı Kanun ve diğer ilgili mevzuata uygun olmadığı, yapılan ödemenin kamu zararı oluşturmadığı hususlarını ileri sürüldüğü ve bu meyanda tazmin hükmünün kaldırılmasının talep edildiği ifade edildikten sonra; Anayasa’nın 130’uncu maddesinde; yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev-yetki ve sorumlulukları, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi ve diğer bazı hususların kanunla düzenleneceği hususlarının belirtildiği, bu çerçevede, yükseköğretim kurumları ile yükseköğretim personeline ilişkin esasların büyük bölümünün 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’yla düzenlendiği, 2547 sayılı Kanunun 13’üncü, 16’ncı, 19’uncu, 20’nci ve 21’inci maddelerinde üniversitelerde yer alan idari görevlere asaleten ve vekaleten görevlendirme usulleri düzenlenmiş olup, bu bağlamda Kanunun 20’nci maddesinde de yüksekokul müdürünün; üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanacağı, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda bu atamanın doğrudan rektör tarafından yapılacağı; müdürün, okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısının olacağı; müdüre vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde dekanlarda olduğu gibi işlem yapılacağı hükümlerine yer verildiği, 2547 sayılı Kanun’da rektörlük, dekanlık, bölüm başkanlığı, yüksekokul müdürlüğü ve enstitü müdürlüğü görevlerine vekaletin esas ve usullerinin düzenlendiği, ancak, Kanunda vekile vekalet görevinden dolayı ödeme yapılacağına veya vekilin vekalet ettiği göreve tanınan mali haklardan yararlanacağına dair hüküm bulunmadığı gibi, gerek Yükseköğretim Kuruluna gerekse de üniversitelere bu yönde düzenleme yapabilmeye ilişkin istisnai bir yetki de verilmediği, her ne kadar 2914 sayılı Kanun’un 20’nci maddesinde, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 ve 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin uygulanacağı ifade edilse de; öğretim elemanları hakkında 657 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması için konunun 2914 ve 2547 sayılı Kanunlarda hiç düzenlenmemiş olması gerektiği, ancak, Kanun Koyucunun 2547 sayılı Kanun’da belirli görevler için vekalet müessesesini düzenlediği, buna rağmen herhangi bir mali hak öngörmediği, bu nedenle 2547 sayılı Kanun kapsamında yapılan vekaleten görevlendirmelerden dolayı vekile herhangi bir ödeme yapılmasına imkan bulunmadığının düşünüldüğü, nitekim, Maliye Bakanlığının Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na yazdığı 29.05.1991 tarihli ve 11796 sayılı yazıda da; bir an için 2914 sayılı Kanun’da hüküm bulunmadığından bahisle 657 sayılı Kanun’un uygulanması gerektiği kabul edilse bile, rektör, dekan, bölüm başkanlığı, yüksekokul müdürlüğü ve enstitü müdürlüğü kadrosunun bulunmadığı ve bunların görev olarak yürütüldüğü, 657 sayılı Kanun çerçevesinde mali haktan yararlanmak için muhakkak suretle dolu ya da boş bir kadronun mevcut olması gerektiği, bu nedenle de akademik personelin 657 sayılı Kanun kapsamında vekalet görevi nedeniyle öngörülen mali haklardan yararlanmasının mümkün olmadığının belirtildiği, gene benzer şekilde, dekanlık veya dekan yardımcılığı görevleri sona erenlerin, yeni atama yapılıncaya kadar bu görevler için vekaleten görevlendirilmeleri halinde kendilerine idari görev ödeneği ödenip ödenmeyeceği hususunda oluşan tereddüde ilişkin olarak Maliye Bakanlığınca, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’ne verilen 12.01.1999 tarihli ve 345 sayılı yazılı görüşün de; dekan ve dekan yardımcılığı görevi sona erenlerin aynı görevleri vekaleten yürütmeleri ve kendilerine 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun 13’üncü maddesinde bu görevler için öngörülmüş olan idari görev ödeneğinin ödenmesine imkan bulunmadığı, ancak anılan görevlerin zorunlu hallerde ve herhangi bir ödemede bulunmamak kaydıyla tedviren yürütülmesinin mümkün olduğu yönünde olduğu, Sayıştay Temyiz Kurulu’nun 11.10.2017 tarih ve 43448 tutanak no.lu Kararının da, ilgili mevzuatında dekanlık görevini vekaleten yürütenlere idari görev ödeneği ödeneceğine dair herhangi bir düzenleme olmadığından, bu göreve vekalet eden öğretim elemanına üniversite ödeneği ile aynı gerekçeyle dekan için öngörülen üniversite ödeneğinin ödenemeyeceği şeklinde olduğu, dilekçede ayrıca, Maliye Bakanlığı’nın 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısının Ek İlamda hukuki dayanak olarak gösterildiği, 2547 sayılı Kanun’un 16’ncı maddesinin yorumlanmasında bir idari makamın görüşüne itibar edilecek ise bunun Maliye Bakanlığının istişari mahiyetteki yazısı değil, Yükseköğretim Kurulunun idari takdiri ve buna bağlı olarak yapmış olduğu idari tasarrufları olması gerektiğinin ifade edildiği, anılan görüşün, 178 sayılı Maliye Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 11 inci maddesinin (i) fıkrasında yer alan; “i) Yürürlükte bulunan mevzuatın mali hükümlerinin uygulanmasını yönlendirmek, bu konuda ortaya çıkacak her türlü meseleyi çözmek, tereddütleri gidermek ...” hükmüne istinaden Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın 25.02.2009 tarihli ve B.30.0.PER. 0.00.00.01-05.001-1508/5918 sayılı yazılı talebi üzerine verildiği, gerek 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda, gerekse 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nda konuya ilişkin mevzuatta bir değişiklik söz konusu olmadığından ve konu hakkında daha sonradan farklı bir görüşte verilmediğinden söz konusu görüşün geçerliliğini koruduğu, diğer taraftan 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71’inci maddesinde kamu zararının “kamu görevlilerinin kasıt, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması" şeklinde tanımlandığı ve devamında da kamu zararının belirlenmesinde esas alınacak hususların maddeler halinde sayıldığı, söz konusu hususlardan birinin de anılan maddenin (g) bendinde yer alan “mevzuatında öngörülmediği halde ödeme yapılması” olduğu, dolayısıyla, boş olan dekanlık görevine vekalet edilmesi halinde mevzuatta yer almamasına rağmen, dekanlık için öngörülen ödemelerin yapılmasının kamu zararına neden olduğu, bu nedenlerle talebin reddedilerek, ek ilam hükmünün tasdikine karar verilmesinin, uygun olacağı mütalaa olunmuştur.

Dosyada mevcut belgelerin okunup incelenmesinden sonra,

GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ:

Önceki (02.11.2022 tarihli ve 52447 tutanak sayılı) Temyiz Kurulu Kararımızda (1. maddesi) ifade edildiği şekliyle;

2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Dekan” başlıklı 16’ncı maddesinin (a) fıkrasında:

“a. (Değişik: 14/4/1982 - 2653/2 md.) Atanması: Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.

Dekan kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi dekan yardımcısı olarak seçer. (Ek: 2/1/1990 - KHK - 398/2 md.; Değiştirilerek Kabul: 7/3/1990 - 3614/2 md.) Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli fakültenin dekanı tarafından dört dekan yardımcısı seçilebilir.

Dekan yardımcıları, dekanca en çok üç yıl için atanır.

Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.”

Denilmektedir.

Yukarıya alınan madde hükmüne göre dekanı “atamaya yetkili makam” Yükseköğretim Kurulu (YÖK) olup, atama işlemi maddede sayılan şartları taşıyanlar arasından “normal usul” ile gerçekleştirilmektedir. Maddenin devamında ise dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet edeceği, vekâletin altı aydan fazla sürmesi durumunda yeni bir dekan atanacağı belirtilmektedir.

Kamu zararı tablosunda adı geçen öğretim üyesi, ilgili Fakülte Dekanlığı’na Rektör tarafından önerilmiş ve Yükseköğretim Kurulu tarafından da bu göreve vekaleten atanmıştır.

Burada, öncelikle “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekâlet eder. Göreve vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.” hükmünün, dekanlık kadrosunun dolu veya boş ayrımı olmaksızın her iki durumda da vekâleten atama işleminde uygulanması gereken kural olup olmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

Söz konusu hükümde, dekan yardımcılarının dekana vekâlet etmesi, dekanın “görevi başında olmadığı zaman” şartına bağlanmaktadır. Burada, bir kadronun boş olması haline (dekanlık/kadro) değil, o kadroda görev yapan bir kişinin (dekan/şahıs) görevinin başında olmadığı bir zaman dilimine işaret edilmiş, bir başka ifadeyle dekan yardımcısının dekana vekâlet etmesi ile dekanın görevi başında bulunamadığı zaman dilimi arasında bir illiyet bağı kurulmuştur.

Özetle, dekanlık görevine vekaleten atama, benzetme yoluyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki boş kadroya vekalet; 2547 sayılı Kanun’da yer alan “Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder.” hükmü de dolu kadrodaki geçici ayrılmalar nedeniyle vekalet olarak değerlendirilmelidir. Maliye Bakanlığı Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nün, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na hitaben yazdığı 23.03.2009 tarihli ve 3449 sayılı görüş yazısında, benzetmiş olduğumuz dolu kadroya vekalet durumunda ödeme yapılıp yapılmayacağı açıklanmakta; söz konusu yazı boş kadroya vekalet durumunu ise kapsamamaktadır.

Kaldı ki, sorumluların dilekçe ekinde sundukları 2547 sayılı Kanunun amacı, kapsamı ve kanun sistematiği ile TBMM’deki yasalaşma süreci incelendiğinde de; Kanunun 16’ncı maddesindeki düzenlemenin dekanlık kadrosunun geçici süreli boşalması haline ilişkin olduğu ve boş bulunan kadroya vekâleten görevlendirmenin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak Kanunda özel bir düzenleme bulunmadığı görülmektedir.

Konunun bu yönüyle, Ek İlamdaki gibi boş olan dekanlık görevine dekan yardımcıları dışındaki ilgilinin görevlendirilemeyeceğini ve dolayısıyla dekana yapılan ödemelerin bu kişiye yapılamayacağını söylemek, Kanun Koyucunun iradesini aşan bir değerlendirme olacaktır.

Konunun diğer bir yönüyle, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Özlük hakları” başlıklı 62’nci maddesinde; bu Kanun’da belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, Üniversite Personel Kanunu’nda bulunmayan hususlar için ise genel hükümlerinin uygulanacağı, 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun “Uygulanacak diğer kanun hükümleri” başlıklı 20’nci maddesinde ise; mezkûr Kanun’da hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerinin uygulanacağı ifade edilmektedir.

Vekâleten atanma yöntemi ve vekâleten atanmaya bağlı ödemeler, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile zam, tazminat, ek ödeme vb. konularını düzenleyen diğer kanunlarda yerini alınmıştır. 657 sayılı Kanun ve bu Kanun’a dayalı çıkarılan ikincil mevzuata uygun olarak vekâleten atanan personele söz konusu mevzuatta belirtilen ödemelerin yapılması gerekmektedir. Yine 657 sayılı Kanun’da vekâleten atamaların “kadro”ya yapılacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, vekâleten atamalarda mevzuatında tanımlanmış bir memuriyet kadrosu söz konusu olup, atanan kadronun dolu veya boş olmasına göre yapılacak ödemeler farklı şekillerde düzenlenmiştir.

2914 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun incelendiğinde ise 657 sayılı Kanun’da olduğu gibi vekâleten atama yönteminin/kurumunun düzenlenmediği görülmektedir. İster rektörlük isterse de dekanlık ve enstitü/yüksekokul müdürlükleri olsun yukarıda da değinildiği gibi kadro statülü olarak değil “görev” tanımlı olarak yapılan kamu hizmetleridir. Bu durumda, kamu hizmetlerinin sürekliliği ilkesi gereği yapılan vekâleten dekan atamalarında/görevlendirmelerinde vekâlete bağlı ödemelerin yapılıp yapılamayacağı hususunun “ilgili mevzuatında hüküm bulunmayan haller” kapsamında değerlendirilmesi ve 657 sayılı Kanun’a atıf yapılması nedeniyle bu Kanun’daki vekâleten atanma kurumunun kıyasen uygulanabilecek “genel bir hukuk usul ve esası” olarak kabul edilmesi yerinde olacaktır. Yani, usulüne uygun yapılan vekâleten atamalarda, vekâleten görev yapan personele yaptığı görev karşılığı olarak bir ödemenin yapılması adalet ilkesine de uygun olacaktır.

Her ne kadar 2547 saylı Yüksek Öğretim Kanununun 16’ncı maddesinin lafzından dekanlığa vekâletin altı aylık süreyle sınırlı olduğu ve söz konusu vekâlet görevinin dekan yardımcısı tarafından ifa edileceği yorumu çıkarılabilirse de; mevzuatında boş olan dekanlık kadrosuna/görevine asaleten veya vekâleten atanma ayrımı ve düzenlenmesi yapılmamış olduğundan; ek ilama konu edilen atamaları/görevlendirmeleri mezkûr 16’ncı madde bağlamında değerlendirmek isabetli olmayacaktır. Zira, vekaleten de olsa “uygun görüş ve onay” usulüne göre atanmış ve ilgili mevzuata göre yetki kullanıp görev ve sorumluluklarını yerine getiren bir kamu görevlisinden söz edilmektedir.

Bu hususların yanı sıra, ilgili öğretim üyesi, var olan bir dekanın geçici olarak ayrılması dolayısıyla vekaleten atanmış olmadığından mükerrer bir ödeme de söz konusu olmadığı gibi; dekanlık görevine sadece profesör olan öğretim üyeleri arasından atama yapılabileceğine ilişkin 2547 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinin (a) fıkrası uyarınca, profesör kadrosunda olması hasebiyle, dekanlık görevine asaleten atanması için aranan akademik koşulları da taşımaktadır.

Son olarak, her ne kadar Rektör tarafından dekanlık için YÖK’e üç aday önerilmesi gerekirken, sadece bir kişi olarak adı geçen kişi önerilmiş ise de; 2547 sayılı Kanunun Ek 1 inci maddesinde yer alan; “Üniversite rektörleri, fakülte dekanları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bunların yardımcıları ve bölüm başkanları, gerektiğinde bu Kanunda belirtilen süreleri dolmadan tayinlerindeki usule uygun olarak görevlerinden alınabilirler.” hükmü uyarınca Kanunda belirtilen süre dolmadan atamadaki usule uygun olarak görevden alma yetkisine sahip olan atamaya yetkili amirin, asaleten atamadaki usule uygun olarak vekaleten dekan atama yetkisine de sahip olduğu konusunda kuşku bulunmadığından; söz konusu işlemdeki usul eksikliği ilgilinin Dekan Vekili olarak atanmasına engel teşkil etmemektedir. Dekanlık görevi kadroya dayalı bir görev değildir, dekanlık kadrosu bulunmamaktadır. Dekan atamasında asil olarak atanma ile vekaleten atama arasında 3 yıllık atamanın getirdiği güvence dışında fark yoktur. Her iki halde de aynı görev aynı sorumluluk ve yetki çerçevesinde yapılmaktadır. Yukarıdaki maddeye göre süre dolmadan da yetkili makamca görevden alınabileceğinden; asil olarak atanma ile vekil olarak atanma arasında bu açıdan da fark yoktur.

Tüm bu açıklamalar bağlamında, asaleten atanma şartlarını haiz olan ve dekanlık görevini Kanunda belirtilen usuller dâhilinde vekaleten yürüten öğretim üyesine vekalet görevi süresince, asaleten atanacak dekana yapılması mümkün olan mali hakların ödenmesinde mevzuata aykırılık bulunmadığı gibi; dekanlık görevini vekâleten yürüten akademik personele asil dekan gibi yapılan ödemelerin, ilgili personelin asaleten atanması da mümkün iken idari tercih olarak vekâleten atanması nedeniyle harcama yetkilileri ve gerçekleştirme görevlileri açısından kasıt, kusur ve ihmal kriterleri ile değerlendirilmesi ve kamu zararı olarak kabul edilmesi de mümkün değildir.

Sonuç itibarıyla, önceki (02.11.2022 tarihli ve 52447 tutanak sayılı) Temyiz Kurulu Kararımızda (1. maddesi) da ifade edildiği gibi bahse konu öğretim üyesine yürüttüğü dekan vekilliği nedeniyle dekana yapılan ödemelerin yapılmış olması, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununun 71’inci maddesi kapsamında kamu zararına sebebiyet vermediğinden; temyiz talebinde bulunan sorumlunun iddia ve itirazlarının kabul edilerek 201 sayılı Ek İlamın 8. maddesiyle verilen … TL’nin tazminine ilişkin hükmün 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 55’inci maddesinin yedinci fıkrası uyarınca BOZULMASINA ve yukarıda belirtilen hususların tekrar değerlendirilmesini teminen yeni hüküm tesisi için dosyanın hükmü veren DAİREYE GÖNDERİLMESİNE, (Üye …’in konunun esası yönünden ilave görüşüyle), (Üye …, Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …’ın aşağıda yazılı azınlık görüşlerine karşı) oy çokluğuyla,

Karar verildiği 18.09.2024 tarih ve 57150 sayılı tutanakta yazılı olmakla işbu ilam tanzim kılındı.

(Konunun esası yönünden) İlave gerekçe/görüş

Üye …:

Çoğunluk görüşüne katılmakla beraber ilave görüşüm:

2547 sayılı Kanunun 16’ncı maddesinde dekan ve dekan yardımcılarının atamalarına ilişkin usuller belirlenmiştir:

Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.

Dekana, yardımcılarını atama yetkisi verilmiş ve bu atamanın süresi de üç yıl ile sınırlandırılmıştır. Bir nokta da dekan yardımcılarının görev süresi dekanın görev süresi ile sınırlıdır denebilir. Şayet dekanın görevi bitmiş ise bir anlamda dekan yardımcılarının da görev süresi bitmiştir.

Aynı maddenin devamında boş olan dekanlık görevi ile ilgili bir husus belirtilmemiş, sadece dekanın görevi başında olmadığı zamanlarda yardımcılarından birinin ve en fazla ne kadar süre vekâlet edebileceği belirtilmiştir. Bu süre altı ay olarak belirlenmiştir.

2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun “İdari görev ödeneği” başlıklı 13’üncü maddesinde; idari görev ödeneği verilebilecekler sayılmış, birinci fıkrasının son cümlesinde de, bir kişinin üzerinde birden fazla idari görev olabileceği ve bu durumda ne şekilde bir ödeme yapılacağı açıklanmıştır. Birden fazla idari görevden bahsedilmesi, görevlendirmenin birisinin vekâlet yoluyla olabileceğini ifade etmektedir. Üzerinde birden fazla idari görev bulunana yüksek olan idari görev ödeneğinin ödenmesi öngörülürken, usulüne uygun bir vekâlet nedeniyle de o göreve ilişkin idari görev ödeneği ödenebilecektir.

Dekanlık görevi kadroya dayalı bir görev değildir, dekanlık kadrosu bulunmamaktadır. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda, daire başkanlığı ve şube müdürlüğü kadroları kadroya bağlı görevlerdir. Dekanlık idari bir görevlendirmedir.

Diğer yandan, Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücret Ödemelerinde Uyulacak Esasların 1/c maddesinde:

“Rektör, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürlüğü ile bölüm başkanlığına Yükseköğretim Kanunda belirtilen şekilde usulüne uygun olarak yapılan vekâleten görevlendirmeler haricinde söz konusu görevlerin vekâleten yürütülmesi halinde ders yükü muafiyeti ve indirimi uygulanmaz.”

Denilmiş buna göre de usulüne uygun vekâleten görevlendirmelerde, ders yükü muafiyeti ve indirimin uygulanacağı belirlenmiştir.

Dekanlık görevine; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 16’ncı maddesine göre; profesör öğretim üyeleri arasından atama yapılmıştır. Atama yapılan öğretim üyesinin, dekanlık görevine asaleten atanmadaki akademik koşulları taşıdığı anlaşılmaktadır. Atamaya yetkili makam tarafından usulüne (Üniversite Rektörlüğü teklifine göre Yükseköğretim Kurulunun uygun bulması şeklinde) uygun olarak vekâleten atanmıştır. Asaleten atamadaki usul aynen uygulanmıştır. Dekanlık görevini fiilen yerine getirmediğine ilişkin de bir tespit ya da karar mevcut değildir.

657 sayılı Kanun kapsamında bir vekâlet aylığı da ödenmemiştir. Yapılan atamanın usulüne uygun bir atama olması nedeniyle kendisine idari görev ödeneği ve dekan için öngörülen diğer ödemlerin ödenmesi konusunda mevzuata aykırılık bulunmamaktadır. Bu nedenle verilen tazmin hükmüne ilişkin daire kararının “refi” gerekir.

Karşı oy gerekçesi/Azınlık görüşü

Üye …, Üye …, Üye …, Üye … ve Üye …:

Öncelikli olarak, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun “Özlük hakları” başlıklı 62’nci maddesinde aynen:

“Üniversite öğretim elemanları ve üst kuruluşlar ile üniversitelerdeki memur ve diğer görevlilerin özlük hakları için bu kanun, bu kanunda belirtilmeyen hususlar için Üniversite Personel Kanunu, Üniversite Personel Kanununda bulunmayan hususlar için ise genel hükümler uygulanır.” denilirken,

2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun “Uygulanacak diğer kanun hükümleri” başlıklı 20’nci maddesinde aynen:

“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uygulanır.”

Denilmekte olup, Ek İlamdaki konunun esası bakımından mevzuat incelendiğinde ise;

2547 sayılı Kanun’un “Dekan” başlıklı 16’ncı maddesinde:

“Fakültenin ve birimlerinin temsilcisi olan dekan, rektörün önereceği, üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süre ile seçilir ve normal usul ile atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.

Dekan kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki kişiyi dekan yardımcısı olarak seçer. Ancak merkezi açıköğretim yapmakla görevli üniversitelerde, gerekli hallerde açıköğretim yapmakla görevli fakültenin dekanı tarafından dört dekan yardımcısı seçilebilir.

Dekan yardımcıları, dekanca en çok üç yıl için atanır.

Dekana, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan atanır.

…”,

Diğer taraftan, 2914 Sayılı Yükseköğretim Personel Kanunu’nun “Gösterge tablosu ve ek göstergeler” başlıklı 5’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; “Aylıkların hesabında ayrıca, bu Kanuna ekli ek gösterge cetvelinde unvan ve derecelere göre belirlenen ek gösterge rakamları dikkate alınır.” hükmü ile öğretim elemanlarının unvan ve derecelerine göre ne kadar ek gösterge rakamından yararlanacakları belirlenmiştir. Bahse konu cetvelde; profesörlerden; rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı, yüksekokul müdürü olanlar ile profesörlük kadrosunda dört yılını tamamlamış bulunanlara ödenecek ek gösterge katsayısı 6.400, diğer profesörler için ise 5.300 olarak gösterilmiştir.

Aynı Kanunun “Üniversite ödeneği” başlıklı 12’nci maddesinde; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi en yüksek Devlet memurunun brüt aylık (ek gösterge dahil) tutarının; profesörlerden rektör, rektör yardımcısı, dekan, dekan yardımcısı, yüksekokul müdürü olanlar ile profesörlük kadrosunda üç yılını tamamlamış bulunanlara % 245’inin, diğer profesör kadrosunda bulunanlara ise % 215’inin üniversite ödeneği olarak ödeneceği, “İdari görev ödeneği” başlıklı 13’üncü maddesinde; almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge brüt tutarının; rektörlere % 70'inin, rektör yardımcıları ve dekanlara % 30'unun, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri, konservatuar müdürleri ile bölüm başkanlarına % 20'sinin, enstitü, yüksekokul ve konservatuar müdür yardımcılarına ise % 15'inin idari görev ödeneği olarak ayrıca ödeneceği belirtilmiş olmakla beraber dekana vekâlet edilmesi durumunda idari görev ödeneğinin ve diğer ek ödemelerin ödenip ödenmeyeceği konusuna bir açıklık getirilmemiştir ki; Ek İlamdaki ihtilaf noktasını da bu konu oluşturmaktadır.

Nitekim, oluşan bu ihtilafa ilişkin Maliye Bakanlığı (Bütçe ve Mali Kontrol Genel Müdürlüğü) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’na ithafen yazdığı ve tüm üniversite rektörlüklerine gönderilen 23.03.2009 tarihli ve 3449 (B.07.BMK.0.15.115825-3) sayılı ve “İdari görevlere vekalet” konulu yazıda aynen:

“İlgi yazınız ve ekinin incelenmesinden, idari görevlere vekâleten yapılan atamalarda idari görev ödeneği ödenip ödenmeyeceği hususunda Bakanlığımız görüşü istenildiği anlaşılmaktadır.

T.C. Anayasasının yükseköğretim kurumlarına ilişkin 130 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrasında;

“Yükseköğretim kurumlarının kuruluş ve organları ile işleyişleri ve bunların seçimleri, görev, yetki ve sorumlulukları, üniversiteler üzerinde Devletin denetim ve gözetim hakkını kullanma usulleri, öğretim elemanlarının görevleri, unvanları, atama, yükselme ve emeklilikleri, öğretim elemanı yetiştirme, üniversitelerin ve öğretim elemanlarının kamu kuruluşları ve diğer kurumlar ile ilişkileri, öğretim düzeyleri ve süreleri, yükseköğretime giriş, devam ve alınacak harçlıklar, Devletin yapacağı yardımlar ile ilgili ilkeler, disiplin ve ceza işleri, mali işler, özlük hakları, öğretim elemanlarının uyacakları koşullar, üniversitelerarası ihtiyaçlara göre öğretim elemanlarının görevlendirilmesi, öğrenimin ve öğretimin hürriyet ve teminat içinde ve çağdaş bilim ve teknoloji gereklerine göre yürütülmesi, yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere Devletin sağladığı mali kaynakların kullanılması kanunla düzenlenir.”

hükmü yer almaktadır.

Bu kapsamda, öğretim elemanlarına ilişkin düzenlemeler, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda yapılmış bulunmaktadır.

2547 sayılı Kanunun;

- 16 ncı maddesi ile dekanın; rektörün önereceği üniversite içinden veya dışından üç profesör arasından Yükseköğretim Kurulunca üç yıl süreyle seçilip normal usulle atanacağı, dekanın görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekalet edeceği, göreve vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni bir dekanın atanacağı öngörülmüş; aynı maddede, dekanın; kendisine çalışmalarında yardımcı olmak üzere fakültenin aylıklı öğretim üyeleri arasından en çok iki dekan yardımcısı seçeceği ve bu kişilerin üç yıl için atanacağı,

- 19 uncu maddesinde enstitü müdürünün; ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından, enstitü müdür yardımcısının ise; enstitüde görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atanacağı, enstitü müdürüne vekalet etme veya müdürlüğün boşalması hallerinde dekanlarda olduğu gibi işlem yapılacağı,

- 20 nci maddesi ile yüksekokul müdürünün, üç yıl için ilgili fakülte dekanının önerisi üzerine rektör tarafından atanacağı, müdürün okulda görevli aylıklı öğretim elemanları arasından üç yıl için atayacağı en çok iki yardımcısının bulunacağı, müdüre vekalet etme hallerinde yapılacak işlemin dekanlarda olduğu gibi yapılacağı,

- 21 inci maddesinde; bölüm başkanlarının bölümün aylıklı profesörleri, bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı taktirde yardımcı doçentleri arasından fakültelerde dekanca, fakülteye bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine dekanca, rektörlüğe bağlı yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine rektörce üç yıl için atanacağı, bölüm başkanının görevi başında bulunmadığı süreler için öğretim üyelerinden birini yerine vekil bırakacağı ve herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yeni bölüm başkanı atanacağı,

hükümlerine yer verilmiştir.

Görüleceği üzere, 2547 sayılı Kanunla idari görevlere kimlerin, hangi usulle ve hangi makam tarafından atanacağı açıkça belirtilmiş, söz konusu idari görevlerde bulunanların görevleri başında bulunmadıkları takdirde bu görevlerin kimler tarafından yürütüleceği düzenlenmiştir.

2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununun 13 üncü maddesinde, almakta oldukları aylık gösterge ve ek gösterge tutarının; dekanlık görevini yürütenlere % 30’unun, dekan yardımcıları, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile bölüm başkanlarına % 20’sinin, enstitü ve yüksekokul müdür yardımcılarına % 15’inin idari görev ödeneği olarak ayrıca ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Diğer taraftan, 2547 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinde, öğretim üyelerinin haftalık ders yükünün en az on saat olduğu, öğretim görevlileri ve okutmanlar için haftalık ders yükünün oniki saatten az olmamak üzere Yükseköğretim Kurulunca tespit edileceği; dekan, enstitü ve yüksekokul müdürleri için haftalık ders yükü zorunluluğunun aranmayacağı, bunların yardımcıları ile bölüm başkanları için ise haftalık ders yükünün belirtilen sürelerin yarısı kadar olduğu belirtilmiştir. Ayrıca, 2914 sayılı Kanunun 11 inci maddesine dayanılarak Bakanlığımız görüşü üzerine Yükseköğretim Kurulu Başkanlığınca belirlenen “Ders Yükü Tespiti ve Ek Ders Ücreti Ödemelerinde Uyulacak Esaslar”ın 1 inci maddesinin (c) bendinde de rektör, dekan, enstitü ve yüksekokul müdürlüğü ile bölüm başkanlığına Yükseköğretim Kanununda belirtilen şekilde usulüne uygun olarak yapılan vekâleten görevlendirmeler haricinde söz konusu görevlerin vekaleten yürütülmesi halinde ders yükü muafiyeti ve indiriminin uygulanmayacağı belirtilmiştir.

Buna göre; idari görevlere atanabilecek olanlar ve atanma usulleri ile bu görevlere vekâlet edebilecek olanların 2547 sayılı Kanunla belirlenmiş olması nedeniyle söz konusu idari görevleri anılan kanunda belirtilen usul dışında vekaleten yürüten öğretim elemanlarına yürüttükleri görevlerinden dolayı herhangi bir ödeme yapılması söz konusu olmadığı gibi, 2914 sayılı Kanunla öngörülen ders yükü muafiyeti ve indirimlerinden yararlanmalarına da imkân bulunmamaktadır.

Bu itibarla, uygulamanın yukarıda belirtildiği şekilde yürütülmesi ve uygulamanın birliğinin sağlanmasını teminen Başkanlığınızca yükseköğretim kurumlarına gerekli duyurunun yapılmasını rica ederim.”

İfadeleri yer almaktadır.

Bu bağlamda, her ne kadar yükseköğretime ilişkin mevzuatta idari görevlere vekâlet halinde vekâlet ücreti ödenebileceğine ilişkin bir hüküm yer almasa da; Maliye Bakanlığı’nın görüşünü yansıtan söz konusu bu ifadeler (mefhum-u muhalifinden hareketle), mevzuat hükümleriyle birlikte değerlendirildiğinde; sadece, dekanlık, enstitü/yüksekokul müdürlüğü, bölüm başkanlığı vb. görevleri 2547 sayılı Kanun’da belirtilen usulle vekâleten yürüten öğretim elemanlarına, yürüttükleri görevden dolayı 657 sayılı Kanun’daki vekâlet (ücreti) müessesesi çerçevesinde, bu görevi asaleten yürütenlere yapılacak ödemelerin yapılabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır.

Dolayısıyla, temyize konu olaya bu yönüyle bakıldığında; dekanlık görevinin vekâleten yürütülmesi için 2547 sayılı Kanun’da belirtilen usul; “dekanlık görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birinin vekâlet etmesi” şeklinde olup, bunun dışındaki tüm vekâleten görevlendirmelerde vekâlete ilişkin herhangi bir ödeme yapılması söz konusu değildir. Daha açık bir deyişle, Ek İlamda adı geçen öğretim üyesinin “yeni dekan ataması yapılıncaya kadar Yükseköğretim Kurulu’nun onayıyla dekanlık görevini vekâleten yürütmesi”, 2547 sayılı Kanun’da belirtilen usul dışında bir görevlendirme olduğundan ilgili kişiye bu görevinden dolayı idari görev ödeneği ödenmesi mümkün görünmemektedir.

Sonuç olarak, yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda; sorumluların temyiz dilekçelerindeki iddialarının reddedilerek tazmin hükmünün tasdik edilmesi gerekir.